pratisyen öğretmen / öğretmen zaten uzmandır...

• 11/4/2009 - ATIK BİTKİSEL YAĞ TOPLAMA KAMPANYASI

       Çevrenin korunması için güzel bir kampanya başlatılmış. Ben bu kampanyayı duyunca ülkem adına, dünya adına, gelecek kuşaklar adına çok sevindim.

        Bu kampanya ; “Bitkisel atık yağların toplanması kampanyası .” Kampanyayı; Türkiye Doğal Hayatı Koruma Vakfı düzenlemiş. Vakıf yetkililerini kutluyorum. Kullanılabilir su kaynaklarımızın hızla tükenmeye başladığı dönemde böyle bir kampanyanın düzenlenmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Lavabolara dökülen atık bitkisel yağların, kullanılabilir sularımızı kirleten etmenlerden birisi olduğunu biliyoruz.

        Uzmanlara göre toplanacak atık yağlarla büyük bir şehrin 12 aylık elektrik ve ısınma ihtiyacı karşılanabilecekmiş.

        Bu kampanyanın yurdumuzdaki tüm yerleşim birimlerine yaygınlaştırılmasını ve bitkisel yağ kullanan tüm yurttaşlarımızın katılmasını diliyorum.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 13/12/2008 - ATIK YAĞLAR / SADIK ÇELİK

           Uzun süredir atık yağların çevreye nasıl zarar verdiğini düşünürdüm. Bu konuyla ilgili bir yazı yazmak istiyordum. Gazete ve dergilerde çevre ile ilgili yazılar daha çok ilgimi çekmekteydi.
            Atık yağlarla ilgili olarak sayın Sadık Çelik güzel bir yazı hazırlamış. Bu yazıyı sizinle paylaşmak istedim.

          “ Türkiye’de yılda yaklaşık 1,5 milyon ton bitkisel yağ kullanılıyor. Bu rakamın yaklaşık 350 bin tonu atık haline dönüşüyor. Yani kişi başına 4 kg atık yağ. Peki hiç merak ettiniz mi? Bu atık yağlar ne oluyor? Hiç düşünülmeden doğaya atılan bu yağlar çevreye zarar veriyor mu? Bu sorunun yanıtı tabi ki evet. Atık yağlar, içerdikleri ağır metal ve klor bileşiklerinin yakılmalarıyla atmosfer kirliliğine neden oluyor ve canlıların varlığını tehdit ediyor. Su kirliğinin %25’ine de atık yağlar sebep oluyor. ( 1 lt atık yağ 1 milyon metreküp suyun kirlenmesine neden oluyor. ) Su kaynaklarına ve denizlere atık yağlar karıştığında sudaki oksijeni azaltarak deniz, göl ve akarsulardaki tüm canlı yaşamının göz göre göre ölümüne sebep oluyor, tehdit ediyor. Üstelik atık yağlarla kirlenmiş suların biyolojik arıtması da çok zor ; atık yağlar su arıtma sistemlerine de zarar veriyorlar. Kullanılmış yağlar lavaboya döküldüğü zaman kanalizasyon borusu içindeki diğer atıkların yapışmasına ve zamanla boruların daralmasına ve tıkanmasına neden oluyor. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre kanalizasyon sistemlerinin tıkanmasında lavaboya dökülen atık yağlar %40 oranında pay sahibi. Bu nedenlerle de atık yağların güvenli bir şekilde geri dönüştürülmesi ve doğa ve insan için zararlı olmayacak şekilde kullanılması önem arz ediyor.

              Kızarmış gıdaların tüketimindeki artışa paralel olarak kullanılmış bitkisel yağ atıkları da arttı. Gıda sektöründe kızartma yağının kullanımı bir kereye mahsus değil; ama bitkisel yağların sağlıklı olarak kullanılabilmesi için sıcaklığının sürekli kontrol edilmesi gerekiyor. Kızartmada kullanılan yağların sıcaklığı parlama noktasına ulaştığında yağ yüzeyinde hepimizin iyi bildiği sıçrama başlar. Bu aşamanın (parlama noktası) hemen ardından gelen alevlenme noktası yağ yüzeyinde yanmaya neden olur. Yanmış yağ atık yağdır ve en azından kızartma işlemi için tekrar kullanımı sağlığımız için hem sakıncalı hem de zararlıdır. Bu noktayı tespit edebilmek hem göz yordamıyla mümkün hem de piyasadan temin edilebilecek ölçüm kitleri bize yardımcı olabilir. Yandığını tespit ettiğimiz yağlar elden çıkartılmalıdır, ama nasıl?

              Bizde atık yağların toplanması ve atık yağ toplama şirketlerine teslim edilerek geri kazanımı henüz yeni yeni gündemimize girerken ABD ve Avrupa’da bu konuda çoktan bir hayli yol alınmış durumda. ABD 1,2 milyon, Kanada 120 bin, AB 700 bin ton civarında atık yağ topluyor. Atık yağ toplayan firma sayıları fazla ve yerel yönetimleri de evlerden toplanması konusunda sıkı bir denetim yapıyor. Avrupa’da 100 kg yağ kullanıyorsanız ortaya çıkacağı tahmin edilen 30 kg atık yağı geri dönüşüm firmasına vermeniz gerekiyor. Ayrıca, bu ülkelerde bizim ülkemizden farklı olarak atık yağı toplayarak biyodizele dönüştürülmesinden vergi alınmıyor. Ülkemizde ise atık yağın dönüştürülmesi ile elde edilen biyodizelden litre başına 70 kuruş vergi alınmaktadır.

               Yerel yönetimlerimizin de yavaş yavaş bu konuya el attıklarını ve çeşitli şirketlerle işbirliği içerisinde kamuoyunu bilinçlendirmek ve atık yağların toplanmasına katkıda bulunmak için bazı faaliyetler gösterdiklerini görüyoruz. Bunun en önemli örneğini de Ezici Biodizel’in Şişli Belediye’sinden tutun da Zeytinburnu Belediyesi’ne kadar çeşitli bölgelerde gerçekleştirdiği faaliyet ve etkinliklerde görebiliriz. Fakat bunların sadece belirli belediyelerle sınırlı kalmaması gerekiyor, böylesine bir konu ancak ulusal düzeyde tüm yerel yönetimlerce benimsendiği zaman etkili olabilir. Her belediyenin kendi bölgesi içinde pilot uygulamalar başlatması zaten bu işe yatırım yapmak isteyen girişimcileri de teşvik edecektir ve böyle böyle gün geçtikçe daha fazla atık yağ toplanarak çevrenin, doğanın, sularımızın kirlenmesi, denizlerdeki ekolojik dengenin zarar görmesi önlenecektir. Atık yağ toplayan firmalar topladıkları bu atık yağları biyodizele dönüştürerek ayrıca yenilenebilir alternatif bir enerji kaynağı yaratmakta ve bu şekilde çevremize ve milli ekonomimize de yararlı olmaktadırlar. Temennimiz bu tür örneklerin ve firmaların gün geçtikçe artması ve toplumun bilinçlenmesidir. Şu an 350.000 ton atık yağ kapasitesine güvenerek ciddi yatırım yapmış birçok firma mağdur durumdadır. 2007’de ülkemizde toplanan bütün atık yağın miktarı 2650 tondur. Bu nedenle, bu işe yatırım yapmış firmalar devlet tarafından desteklenmelidir. Bu konu Başbakanlık, Maliye Bakanlığı, Enerji Bakanlığı, Çevre Bakanlığı ve yerel yönetimlerin koordinasyonu ile tekrar güncelleştirilerek gözden geçirilmelidir. Aksi takdirde bu atık yağlar kayıtdışına ya da akarsularımıza ve denizlerimize gitmektedirler.

          Atık yağların toplanması konusunda en önemli rolü kamuoyunun ve insanlarımızın bilinçlenmesi ve toplumsal sorumlulukları rol oynayacaktır. Evinde yemek yapan evin hanımı kızartma yağını hiç düşünmeden lavaboya boca ettiğinde, başkalarına yemek hizmeti sunan lokanta, fast-food, restoran ve hazır yemek firmalarının sahipleri ya da çalışanları atık yağlarını tekrar tekrar kullandıklarında ya da kanalizasyona akıttıklarında aslında cinayete eşdeğer bir suç işlediklerinin farkında olmalıdırlar. Bu şekilde çevreye, doğaya, ülke ekonomisine ve her şeyden önce insan sağlığına zarar verdiklerini , bu hareketlerinin sonucunun dönüp dolaşıp kendi sağlıklarını da etkileyeceğini, denizlerimizdeki, akarsularımızdaki canlı yaşamı öldürürerek kendi geleceklerini kendi çıkarlarını ve besin kaynakları yok edeceklerini görmelidirler. Bugün geç değil, ancak farkına varırsak telafi edebiliriz geç olmadan. Atık yağların biyodizele dönüştürülmesi ya da çevreye yararlı, faydalı bir hale dönüştürülmesi varken insanların kendi sağlıklarına zarar verecek biçimde kanalizasyona dökmesi ya da lisansız ruhsatsız, kayıt dışı toplayıcılara teslim etmesi ile merdiven altı üretimde sabuna, şampuana ya da hayvan yemine dönüşerek sofralarımıza et ve süt olarak, banyolarımıza sabun ve şampuan olarak dönmesine ve denizlerdeki ve akarsularımızdaki besin kaynaklarımızın ve canlı varlıklarımızın ölmesine nasıl razı olabiliriz ? Bu olsa olsa bilinçsizlikten öte cehalet olacaktır.”

                                                                     Sadık Çelik  18 Eylül 2008

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 16/11/2008 - CAN YÜCEL'DEN TAVSİYELER

Kategori: siirler

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine..
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..
Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı, hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?           Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun.. Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan  olsun..
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun! Yüreğin sevdayla dolsun...
                                                                   Can Yücel

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 11/11/2008 - SARI SAÇLIM MAVİ GÖZLÜM / AŞIK MAHSUNİ ŞERİF

Kategori: siirler


                                                             

Sana Hasret Sana Vurgun Gönlümüz
Neredesin Mavi Gözlüm
Nerde Nerde Nerdesin Dost
Bu Gemi Bu Karadeniz
Sarı Saçlım Mavi Gözlüm
 Nerde Nerde Nerdesin Dost

Ararım İzini Dolmabahçeden
Bir Daha Dönmezmi Bu Yola Giden
İçimde Sen ,Gözümde Sen sarı Saçlım Mavi Gözlüm
Nerde Nerde Nerdesin Dost

Kurban Olam Yürüdüğün Yollara
Kara Peçe Yakışmıyor Kullara
 Uyan Bak Bizim Hallara
Sarı Saçlım Mavi Gözlüm
Nerde Nerde Nerdesin Dost

Bulutlar Terinden, Dağlar Kokundan
Sarhoştur Sevdiğim Mahsuni Bundan
Bir Daha Gel, Gel Samsundan

Sarı Saçlım Mavi Gözlüm
Nerde Nerde Nerdesin Dost

 

                             Aşık Mahsuni ŞERİF

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 13/2/2008 - KARDEŞLİK / RIFAT ILGAZ

Kategori: siirler


Okullarda hep kardeşiz,
Şaban kardeş, Ali kardeş, Osman kardeş
Yıldız kardeş, Sevil kardeş...
Hele hele kitaplarda.
Şan kardeşi...
Kan kardeşi, din kardeşi...

Durmadan kardeş üretiyoruz.
Tilki kardeş...
Karga kardeş...
Biri peynirimizi kapar,
Biri tavuklarımızı yer!

Tüplerde mi üreteceğiz,
Kendi öz kardeşimizi?

Benim saygıdeğer Hoca'm
Tabancasız kardeşliği öğret bize,
Kafeteryalarda.
Alfabe'den Anayasa'dan önce
Kurşunsuz sevişmeyi!

                        Rıfat ILGAZ

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 13/2/2008 - SEVGİYİ TÜRETMEK /CEYHUN ATUF KANSU

Kategori: siirler

 

Sevgi sözcüğünü türettim
Ayışığını buldum sıcak bozkır sekisinde
Kara ipek saçlarını gecenin.

Çınar ağacını güz sözlüğünden
Gölgesi bile Türkmen
Sevgi sardı dört yanımı dal yaprak.

Kırmızı alıç boncuğunu
Aldım dizdim sevginin ipliğine
Çocukluk çerçisinden.

Oyun sözcüğünden bir torba
Bir torba taze ceviz türettim
Sevgiyi söyler vurdukça birbirine.

Dere boyu Mamak gecekondu önü bahçe
Sarı ayvadan türettim istasyonda
Akşam eve dönen yorgun sevgiyi.

Dede Korkut' tan o kesme taş Türkçe’den
Bir kale yücelttim sevgi sözlerinden
Sarar bedenini yayla çiçek gözleri.

Sevgi türettim bin kez asma dalından
Yunus'un bağında erdi üzüm
Kızardı dirildi sonunda ölüm.

Sevgidir topraktan türettiğim can sözcüğü.

                                                         

                                                        Ceyhun Atuf Kansu

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 24/11/2007 - ÇOCUKLARIM / RIFAT ILGAZ

Kategori: siirler


Yoklama defterlerinden öğrenmedim sizi ,
Benim haylaz çocuklarım!
Sınıfın en devamsızını
Bir sinema dönüşü tanıdım ;
Koltuğunda satılmamış gazeteler?

Dumanlı bir salonda
Kendime göre karşılarken akşamı ,
Nane şekeri uzattı en tembeliniz?
Götürmek istedi küfesinde
Elimdeki ıspanak demetini
En dalgını sınıfın!
İsterken adam olmanızı
Çoğunuz semtine uğramaz oldu mektebin
Palto, ayakkabı yüzünden.

Kiminiz limon satar Balık pazarında
Kiminiz tahta kalede çaycılık eder ;
Biz inceleye duralım aç tavuk hesabı ,
Tereyağındaki vitamini
Ve kalorisini taze yumurtanın!

Karşılıklı neler öğrenmedik sınıfta ,
Çevresini ölçtük dünyanın ,
Hesapladık yıldızların uzaklığını
Orta Asya'dan konuştuk laf kıtlığında .

Neler düşünmedik beraberce
Burnumuzun dibindekini görmeden
Bulutlara mı karışmadık.
Hazan rüzgârında dökülmüş
Hasta yapraklara mı üzülmedik.
Serçelere mi acımadık, kış günlerinde
Kendimizi unutarak!

RIFAT ILGAZ

 

 

 

 

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/11/2007 - ÖĞRETMENİN DÜŞÜ / CAN YÜCEL

Kategori: siirler


"Okumuş filler ki her birinin
Nice Bostan, Gülistan ezberidir."

Mavi bir ışık yandı gözlerimde,
Gökyüzü öyle yakın
Çocuklar doğacak çocuklarım
Ve öyle yağmur ki toprak, koklarsın
Ellerin bütün hayvanlar alemi,
Hangi ağacı çalsam açıyor
Uzaylar uslu,
Yönlerim yörük,
Sağduyularım sol duyu.

Mavi kalemlere yordum bu düşü,
Su resimleriyle öğrencilerin,
Göğerttik bozkırın sarı defterini,
Şu yoncalar yurttaşlık bilgisi.
Geçen gün okudum söğütlerin tarihini,
Bi çiğdem var onlar kadar yiğit,
Şu bey, şu eşek, şu yaban, şu işçi arı,
Biz beş sınıfta kaldırdık bütün sınıfları.

Korkuluklar ektiği kargaları biçsin,
Sevginin de kendi planları var,
Beş yılları, yıldızları, dokuz ayları,
İlerde yarım kalmış bir okulun duvarı,
Duvardı diyor, varım diyorum ben de,
Gitsin bütün okumuş filler Gülistana,
Ben Türk'üm bu bozkırda çalışmaya geldim...

                                                Can YÜCEL

 

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 16/11/2007 - MUSTAFA KEMAL / ATİLLA İLHAN

Kategori: siirler
MUSTAFA KEMAL 
Dağ başını efkâr almış,
Gümüş dere durmaz ağlar.
Gözyaşından kana kesmiş gözlerim:
Ben ağlarım, çayır ağlar, çimen ağlar,
Ağlar ağlar: Cihan ağlar,
Mızıkalar iniler: Irlam ırlam dövülür,
Altmış üç ilimiz: Altmış üç yetim.
Yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer.
Her geçen seni bizden parça parça götürür.
Mustafa’m! Mustafa Kemal'im! 
Diz dövdüm:
Gözlerim şavkı aktı Sakarya’nın suyuna.
Sakarya’nın suları nâmın söyleşir.
Hemşehrim Sakarya! Öksüz Sakarya!
Ankara’dan uçan kuşlar,
“Kemal’im” der, günler günü çağrışır,
Kahrolur. Bulutlara karışır
Gök bulut, yaşmak bulut.
Uca dağlar, dev boyunlu morca dağlar,
Divan durmuş, bekleşir,
Mustafa’m! Mustafa kemal'im! 
Nasıl böyle varıp geldin? Hoş geldin!
Çıngı kaymış,yalazlanmış gözlerin,
Şol yüzünde güneş südü sıcaklık,
Ellerinden öperim Mustafa Kemal,
Senin dalın yaprağın, biz senin fidanların,
Biz, bunları yapmadık.
Sen elbette bilirsin, bilirsin Mustafa Kemal
Elsiz ayaksız bir yeşil yılan,
Yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa kemal!
Hani bir vakitler, Kubilay’ı kestiler.
Çün buyurdun! Kesenleri astılar,
Sen uyudun, Asılanlar dirildi.
Mustafa’m! Mustafa kemal'im! 
Karalar kuşanmış, Karadeniz akmam diyor.
Dokunmayın! Ağlamaktan bıkmam diyor.
Bu gece kıyamet gecesi. Bu vapur bandırma vapuru
Yattığı yer nur olsun Mustafa kemal,
Ben ölümden korkmam diyor,
Korkmam diyen dilleri: Toz oldu toprak oldu.
Değirmen döndü dolandı: On yıl oldu.
Bir kusur işledik, bağışlar mı kim bilir;
O bize öğretmedi kazan kaldırmasını.
Günahı vebali öğretenin boynuna,
Erdirip oldurana ana avrat sövmesini,
Yüreğim kırıldı, kanım kurudu.
Var git Karadeniz! Var git başımdan.
Mızıka çalındı; düğün mü sandın
Bir yol koyup,gideni gelir mi sandın?
Mustafa’m! Mustafa Kemal'im! 
Ankara’nın taşına bak!
Tut ki baktım: Uzar gider efkârım.
Çayır ağlar, çimen ağlar, ben ağlarım:
Gözlerimin yaşına bak!
Ankara Kalesi'nde Rasat Tepe’de
Bir akça şahan, gezer,dolanır;
Yaşın yaşın, mezarın aranır,
Şu dünyanın işine bak!
Mustafa’m! Mustafa Kemal’im!
                             Atilla İLHAN

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 15/10/2007 - Gizlenen başka yaşam alanları mı yarattılar?

                            


 İnsan, öyle bir varlık ki, hem içinde var olduğu doğaya mahkûm, hem de o doğaya hükmeden en büyük efendi… Bütün efendiler gibi kendi mahkûmiyetinin farkında bile değil… Aslında bir büyük döngü bu ve o döngü içinde doğa,  ya da bir başka söyleyişle çevre… Hepimiz biliyoruz ki, niteliği önemli olmakla birlikte şu an önemsiz olan yaşama hakkımızın olmazsa olmaz varlığı olan çevre, kendisine hükmeden efendisinin parayı tutan kirli elleriyle artık tamamıyla yok olmaya doğru gidiyor… Kocaman bir taş küreyi ısıtmayı başaran insan azınlığı olan sermayenin gücünü düşünüyorum da… Canım sıkılıyor…

İnsanların, daha doğrusu para ve yönetim iktidarını elinde bulunduranların oburluklarıyla  büyük bir tükenişe doğru giden doğal çevre, artık insani bir duyarlık olmaktan çıkıp, bir yaşam hakkı savunusu haline geldi, o nedenle seslerimizin, itirazımızın daha yüksek çıkması gerektiğini düşünüyorum ben de…

Soruna teknik ve bilimsel argümanlarla baktığımızda birçok nokta kendiliğinden beliriyor. Aslında bu amaca hizmet eden işin ehli birçok bilimsel çevre kuruluşları var; onların attıkları çığlıklar yükseliyor kendi dillerinde… Yaşadığımız çevreye şöyle sıradan bir bakış bile bu tür teknik ve bilimsel dayanaklara gerek duymadan da bu tükenişi görmeme yetiyor ve canımın sıkıntısını arttırıyor…

Sıkıntımın nedenlerini anlamam ve anlatabilmem için, bilgi ve birikimimi en alt noktalara getirerek, düşünmeye çalışıyorum:

Para ve paranın sağladığı oburlukları artırmak için doğayı tahrip edenlerin, çevreyi geri dönülmez şekilde kirletenlerin diğer insanları düşünmedikleri kesin. Ama kendi çocuklarını ve yakınlarını neden düşünmüyorlar? Acaba kazandıkları para ile yaşam için gerekli olan temiz suyu, temiz havayı, ormanları, doğayı alabileceklerini mi sanıyorlar? Ya da bizlere söylemedikleri uzayda bir yerde bunları sağladıkları, depoladıkları ortamlar mı var?

Eğer para ile alabileceklerini sanıyorlarsa çok yanılıyorlar. Çünkü yok olan temiz su kaynaklarını, doğal ortamları bol sıfırlı milyar dolarlarla alamayacaklar. Onlar da biliyorlar, olmayan şeyler, hiçbir paraya alınamaz.

Bu yaz Kaz Dağları eteklerindeki Hasan Boğuldu’ya gittim. Harika bir doğa parçası. Dereden buz gibi su akıyor, etraf çam ağaçlarıyla dolu, cıvıl cıvıl kuş sesleri. Bir kaç yıl önce yine gitmiştim. Ertesi gün Ayvalık tarafına doğru giderken Kaz Dağlarını seyrettim yer yer beyazlıklar gözüme çarptı. Daha önce oralar hep yeşil görünürdü. Ya çam ağaçları var ya da zeytinlikler, boş yer yoktu. Belli ki ağaçlar kesilmişti, üzüldüm. O yeşillikler birkaç yüz yılda ancak oluşabiliyor.Sonradan  öğrendim  ki  Kaz  Dağların'da  altı  şirket  altın  aramaya başlamış.Alpler'den sonra ikinci oksijen deposu olan bu yerde;ağaçlar kesilecek,siyanür kullanılarak altın çıkarılacak.Çok yazık..Şu ana kadar dünyadaki çıkarılmış olan altınlar,bu eşsiz doğa parçasını yerine koyabilir mi?

İzmir’e giderken de Akhisar’a varmadan tepelerin üzerinde yedi tane rüzgâr tribünü gördüm; rüzgârla dönüp elektrik üretiyor, bunu duyunca çok sevindim. Çünkü elektrik üretirken çevreyi kirletmiyor, yenilenebilir güç kullanıyordu. “Bedava ve temiz olan güneş enerjisini, rüzgarı neden kullanmıyoruz da kömürle, doğalgazla çalışan santral kuruyoruz, nükleer santral kurmak için uğraşıyoruz?” diye sordum kendi kendime.

Yaz ayları boyunca sık sık orman yangınları haberlerini izledik içimiz sızlaya sızlaya. Bir tarafta susuzluk var, küresel ısınma var. Göllerimiz kuruyor, yeraltı sularımız tükeniyor. Ama küresel ısınma nedenlerinden olan havaya salınan karbon gazlarını emen, yeraltı sularının toplanmasında büyük katkısı olan ağaçları, ormanlarımızı ya yakarak ya da maden işletmesine feda edilerek kesilmesine, yok edilmesine göz yumuyor ya da yardımcı oluyoruz. Yaşadığım şehirde de tek yeşil alan dinlenilebilecek bir park alanında ağaçların bir kısmı kesilerek yeni yapılar oluşturuldu, çevreyi güzelleştirmek adına yapıldığı söylendi bu icraatlar hem de... Bence çevreyi güzelleştiren yeşilliktir, ağaçtır. Onlarca beton yapının veremediği güzelliği birkaç tane ağaç verir. Yeşile kıymayın. Bu çok acı bir çelişkidir. Birçok insan gibi ben bu durumu kabul etmiyorum.

Bu çevre bu doğa bize, bizden sonraki kuşaklara gerekli. Çünkü başka bir dünya yok.

Diye düşünürken, birden yaşamın, bu kadar naif bir toplam olduğu gerçeği gelip yine önüme dikildi.. Ancak o noktada, yaşamın böyle algılanıp yaşandığı ama bu naiflikte yönetilmediği gerçekliği bir kez daha uyardı zihnimi… Biliyorsunuz; Nobel Barış Ödülü bu yıl, insanlığın yaşadığı bu ve diğer sorunların en büyük sahibi olan ABD’li bir siyasetçiye verildi, paylaştırıldı, Al Gore.. Bildiğimiz gibi bu kişi eski ABD başkan yardımcısı, geçen dönem başkanlık yarışını kazandığı halde mahkeme kararıyla Bush’a kaptıran bu sonradan çevreci olan siyasetçi, çektiği belgeselle Oscar yarışmasına da katıldı… Önce çevreyi yok eden politikalar içinde ol, sonra da o politikaların sonuçlarını anlatan belgeseller çek ve barış ödülünü al, yine can sıkıntım arttı, doğa bu siyasetlerle, onların kurumlarıyla, sanatsal, bilimsel argümanlarıyla yönetiliyor.

Koca taş küreyi ısıtmayı başaran ve iklim değişikliğine uğratan insan soyu bunlardan ibaret değil elbette; bilindiği gibi birçok kurum ve kuruluş bu çabayı harcıyor. Eski ABD başkanının kafasına koca dünya düşmüş bile, yaptığı çalışmalar yine de önemli, çünkü doğruya giden her ses hedefi bulur, diye düşünmek gerekiyor…

Kyoto protokolünü imzalamayan iki ülkeden biri ABD, diğeri Türkiye. Her iki ülke yönetiminden de yaşam hakkımızı savunma adına rica etmiyor, istiyoruz, haykırıyoruz:

Kyoto protokolünü imzalayın ve imzalayıp uygulamadığınız birçok uluslar arası anlaşmada yaptığınız yanlışı yapmayıp, protokolün gereklerini bir an önce yerine getirin… İnsan ve onun içinde bulunduğu, yarattığı, var ettiği ve şu an yok etmek üzere olduğu doğa için en temel ilke yaşama hakkıdır çünkü…

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Öğretmen zaten uzmandır...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
http://neylan.blogcu.com/
http://emrahpinarbasi.blogcu.com/
http://www.yesiller.org/iklimkampanya.htm

Kategoriler

  • inceleme-arastirma
  • siirler
  • Veliler
  • Arkadaşlar

    Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:4
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa